Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

İMRALI’NIN KAPILARI SONUNA KADAR AÇILSIN

Herkesi umutlandıran ilk çözüm süreci resmen 2013 yılında başlamıştı ve iki yıl sürmüştü. Süreç AKP’nin inisiyatifiyle başlasa da, kamuoyunda AKP’nin bozduğu algısı belirleyici oldu. AKP, masanın devrilmesinde rol almadığını söylese de iktidarda olması hasebiyle fatura ona çıkarılmıştı.

İlk çözüm masanın devrilmesinde farklı denklemlerin eli olduğu kuşkusu sonradan ortaya çıksa da çatışmalar uzun süre sürmüştü. Masanın devrilmesinin hemen ardından 2016 yılında FETÖ darbesinin politik kırılmalara ilişkisi bugün dahi tartışılmakta. ‘Dolmabahçe Mutabakatının’ bozulmasındaki etkisi oldukça güçlü bir olasılık olduğu bugün daha iyi anlaşılmakta.

Güvenlik bürokrasisi içinden gelişen darbe kalkışması bize bürokrasinin yekpare bir bütünlük içinde olmadığını gösterdi. Darbe girişiminin bastırılması sonrası bürokrasi çok daha bütünsel bir yapı içinde yeniden inşa edildi. Dün masanın kurulmasında siyaset öncüydü, bugünse bürokrasi ve bürokrasiyle organik ilişkisi güçlü olan MHP.

Bir yılı aşkındır ‘yeni çözüm süreci’ için ciddi adımlar atılmakta. Güvenlik bürokrasisinin dünya jeopolitiğini okuması, Türkiye ve bölge ilişkisinde kaygan fay hatlarının değerlendirilmesi çözüm sürecini yeniden gündeme taşıdı. ABD ve İsrail’in Ortadoğu üzerinde yeni hegemonya arayışı bizi de içine alan yeni bir konjonktürün oluşmasını sağladı. İran’a dönük müdahale ‘yeni çözüm sürecini’ bir yandan hızlandırırken, diğer yandan temkinli davranılmasına yol açtı. Çünkü savaşın hangi yöne evirileceği konusunda belirsizlik devam etmekte.

‘YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ’ NEDEN YAVAŞLIYOR VEYA ASKIDA GİBİ

Bölgede dört farklı coğrafyada yaşayan Kürtlerin ulusal durumu Ortadoğu üzerinde yeni hegemonya kurmak isteyen güçlerin odak noktası olduğu göz ardı edilmeyecek kadar önemli hale geldi. Dolaysıyla ‘yeni çözüm sürecinin’ yavaş ya da askıda gibi görünme nedenlerinden biri.

‘Yeni çözüm sürecinin’ şuana kadar en fedakâr, verici tarafı Öcal’an olduğu kuşkusuz. Üzerine düşen hem hemen her şeyi yerine getirmiş gözüküyor. Öcalan’ın bu sorumlu anlayışı yalnız Kürt halkının özgürlüğü ile sınırlı değil, ‘Türk-Kürt kardeşliği’, Türkiye’nin genel olarak demokratikleşme perspektifine olan duyarlığı söz konusu. ‘Demokratik Cumhuriyet’ vurgusunun altını ısrarla pratik uygulanabilirliği olan taleplerle doldurması da bundan.   

ABD/İsrail ve İran savaşı, Türkiye’deki çözüm sürecini belli ölçüde yavaşlattığı doğru. Ama temel olgu bu değil. AKP’nin kendisinden kaynaklanıyor. Sürecin yeniden akamete uğraması, kendi iktidarına büyük hasar vereceğinden endişeli. Daha önce her ne kadar sürecin bozulmasında iktidarda olsa da farklı ellerin devreye girmesiyle masanın devrildiğinden emin. AKP gibi sürekli bürokrasi ile karşı karşıya kalıp bedel ödeyen bir parti sürece dönük beklentilerini, kaygılarını biraz anlamaya çalışılmalı.

‘Yeni çözüm sürecinin’ yavaş ilerlediğinden şikâyet edenler oldukça ve haklılar da. Çözüm süreci hızlansa demokratikleşme batı bölgesine yansıyacak dolaysıyla AKP çok daha güçlü bir muhalefeti karşısında bulacaktır. Ancak CHP, henüz ideolojik açıdan sürecin çok gerisinde. Dolaysıyla çözüm sürecinde pek güven veren bir parti değil. İktidara gelirse ne yapacağı belirsiz. Bu yalnız AKP’yi değil MHP ve çözüm sürecini başlatan bürokrasiyi de endişelendiriyor. Masanın devrilmesi demek Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun belirsizleşmesi demek. Suriye, Irak, İran ve Türkiye’nin politik fay hatlarının kırılması ve uzun süreli çatışmalı bir coğrafyada yaşamak anlamına gelir. Bu göze alınamadığından bugün çözüm süreci üzerinden kafa yoruluyor. Ana muhalefet partisi CHP, henüz bu süreci kavramış değil. Politik açıdan kısırlaşmasının da temel sorunu bu.

AKP’nin uzun süredir ana muhalefet partisi CHP’ye, belediyelere ve gazetecilere dönük baskısı tastamam iktidar kaygısından kaynaklandığı tezi nispeten doğru olsa da, bu gerekçelerle çözüm sürecini yavaşlattığı doğru değil. AKP, muhafazakâr liberal bir parti. İktidarını egemen sınıflar arasındaki çekişmeyle iktidarını pekiştirmiş bir parti. 28 Şubatı postmodern darbesi, ‘Talat Paşa Komitesi’, Ergenekon ablukası, FETO darbesi karşısında sivil referansları temel alarak iktidara gelmiş iktidarda kalmış bir parti. Bu partinin Türkiye’nin politik, sosyolojik dönüşümünde, hafızasında çok önemli bir yeri var. Bu mücadelenin kazanımlarını hafife alarak saf AKP ve Erdoğan düşmanlığı yürütmek politik körlüktür. AKP ve Erdoğan, toplumun büyük çoğunluğu karşısında hala çok güçlü. Tabii ki, günü geldiğinde iktidarı bırakacaktır. Demokratik tahammüller gereği.  

BARIŞ MASASI DEVRİLEMEZ, BUNA KİMSENİN GÜCÜ YETEMEZ

Bugün en önemli sorunu 100 yılı aşkın çözümsüz kalan Kürt sorunudur, Öcalan ve PKK kadrolarının legal politika yapamamalarıdır. Öcalan’a bir statü verilmediği sürece batıda suçlu bir mahkûm olarak algılanıyor. PKK kadroları Kandil’de ‘terörist’ olarak görülüyor. Bu durumun bir biçimde aşılması gerekir ki, süreç sağlıklı bir şekilde ilerlesin. Süreci meşru düzeye taşıyacak, normalleştirecek yasal adımlardır. Meclis Komisyonun raporu hazır. Ancak adımlar atılmadı. Belli ki, az önce söz ettiğimiz iktidarın kaygılarından dolayı adımlar geç gelecek. Masanın devrileceği düşüncesinde olanlar bence feci şekilde yanılırlar.

Masanın devrilmesini istemeyen, çözüm ve barıştan yana kararlı bir bürokrasi var. Bürokrasinin kararlılığını inşa eden Öcalan var. Kuramsal açıdan silahlı mücadeleden vazgeçip, legal alanı temel alan yine kendisi. Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi ideolojik açıdan dönüştü. En önemli, en kıymetli ve en güvenilecek yer de burası. Silahlı mücadele bitti. Artık demokratik mücadelenin alanları ve güvencesi sağlanmalı.

ANA MUHALEFETİN NETSİZLİĞİ ÇÖZÜM SÜRECİNİ YAVAŞLATIYOR

2027 yılı içinde erken veya öne alınmış bir seçim yapılma ihtimali oldukça güçlü. İktidar seçim kampanyasını ‘Güçlü ve Terörsüz’ Türkiye çerçevesinde yürütecektir. Bunun için kısmı bir yasal adım gelebilir. İmralı’nın kapıları sonuna kadar açılabilir. Öcalan, toplumun her kesimiyle teması sağlanabilir, tartışmasının yolu açılabilir. Bu denklem sanırım seçim sonuçlarını da belirleyecektir.

Şunu unutmamak gerekir ki çözüm süreci yalnız AKP ve MHP üzerinden ilerlemeyecektir, CHP’de bir biçimde bir ucunda yer alacaktır, almalıdır.

CHP, seçim kampanyasında ‘yeni çözüm sürecini’ karşısına alarak bir kampanya yapamaz. Yapmayacaktır. Ayrıca görmezden de gelemez. Yerel seçim deneyimi bunun göstergesi. İlla yapacak olursa yani yalnız belediyeler üzerinden, yoksulluk üzerinden iktidar mücadelesi yürütürse CHP gelecek yasama döneminde ancak kendi gücünü koruyabilir.

Çözüm süreci önümüzdeki seçimin sonucu ne olursa olsun, nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın süreç devam edecektir. Süreci bozacak ne siyasi bir partinin, ne’de Ortadoğu’nun kaderi söz konusu olabilir.

Türkiye çözüm sürecini başarırsa demokratikleşmeden herkes payını aldığı gibi yeni demokratik Türkiye’nin kapıları ardında kadar açılır. Önce çözüm süreci, Öcalan’ın özgürlüğü, statüsü ve PKK’li aktvistlere yasal politika alanın sağlanması. Başka türlü Türkiye ayakları üzerinde doğrulamaz. ‘Türk-Kürt’ halkının kardeşliği sözde değil temsil yeteneği olan politik öncülerinin birlikteliğiyle, yasal ve legal mücadelesiyle sağlanır.

 

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE