Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
ABD, İRAN ÜZERİNDEN ORTADOĞU, KÖRFEZİ YENİDEN, YENİ GÜÇLERLE ŞEKİLLENDİRECEK DİPLOMASİ YÜRÜTÜYOR
ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ederek İran’a saldırısının ikinci aynı doldurmak üzereyiz. Ortadoğu başta olmak üzere Körfez ve yakın coğrafyada daha şimdiden politik dengeler köklü bir şekilde bozulmaya başladı. Dünya ekopolitik sistemi içinde ABD’nin önderliği tartışılmaya başlandı. Körfez ülkeleri İran füzeleri karşısında ABD’nin güvenlik şemsiyesinin pek de işe yaramadığını gördüler. Bölgesel güç olarak sıyrılan ve ABD/İsrail’in Ortadoğu üzerindeki hegemonyasına engel teşkilden İran öteden beri hedef ülkesiydi. İran’ın hedef bir ülke olmasının iki nedeni vardı. Birincisi ‘Şii Hilali’yle bölgesel siyasi güç olma, diğeri de ABD ve İsrail’e karşı Çin ve Rusya’yla askeri ve ekonomik işbirliğine girmesiydi.
ORTADOĞU’DA ABD VE İSRAİL SEMİYOTİĞİ
İran, Mollaların karşı devrimiyle batı küresel sistemden kopmuştu. İran jeopolitiği, dünya ekonomi ve ticaretinin merkezi konumundaki Ortadoğu ve Körfezin içinde yer alıyordu. Dolaysıyla küresel büyük güçlerin sürekli hedefinde olan bir ülke oldu. İran bu jeopolitik avantajlı küresel güçler arasındaki çelişkiyi kullanarak belli bir askeri güce ulaşmasını da sağladı. Bugün İran, artık küresel güç olan ABD’nin bir numaralı hedefi. Gerçi bu objektif durum son kırk yılı aşkın hikâyenin ana teması.
2. Dünya Savaşı sonrası ABD’nin öncülüğünde kurulan dünya ekopolitik sistemi aynı zamanda ona dünya jandarmalığı misyonunu da yüklüyordu. İsrail’in, Ortadoğu’da ‘mütevazı bir devlet olma hayalinden İslamofobik ve Arap milliyetçiliği(Bas milliyetçiliği) korkusuyla ABD’ye ‘rızaya’ dayanan karakol devlet olmaya itti. İsrail, Ortadoğu’da ABD’nin stratejik ortağı konumunda hareket eder hale geldi. Bu karşılıklı semiyotik ilişki varlıklarını birbirine bağlar, birbirini etkiler ve çıkarları örtüşür. Ancak İsrail, uzun yıllar bölgede yaptığı tahribat ve son Gazze ve Lübnan gerçeği Ortadoğu’da hasım bir devlet konumunu iyice perçinledi.
İSRAİL, ORTADOĞU JEOPOLİTİĞİNDE SIKIŞMIŞ DURUMDA
ABD’nin bölge stratejisini taşımakta güçlük çekmekte. İran’a dönük ortak saldırının da mantığı buydu. ABD, bölgeyi son savaş açtığı İran üzerinden şekillendirme çabasında. Görüldü ki, bu savaşta yeterli gelmemekte. Bölgede politik bir boşluk söz konusu. Türkiye’nin Körfez ülkelerinde ve Ortadoğu üzerinde yürüttüğü işbirlikleri de bu oluşan boşluğu doldurma çabası olarak yorumlanmalı.
Türkiye’nin bölgede yürüttüğü diplomatik ataklar yalnız kendi ulusal çıkarıyla sınırlı olmayıp, ABD’ye ‘göz kırpmak’ anlamına da geliyor. İsrail’in bölge stratejisine karşı, ABD’ye alternatif bir strateji geliştirme çabası içinde. Türkiye ve İsrail rekabetini, sürtüşmesini bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Eğer Netanyahu Hükümeti giderse Türkiye-İsrail ilişkileri çok iyi duruma gelme ihtimali oldukça yüksek. Türkiye bölgede güç olma hevesi ABD karşıtlığı üzerinden değil ABD’nin yanında, sadık bir ittifak tavrıdır ve bu uzunca sürecektir. Bakmayın MHP Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal Rus medyasında 2028 seçimlerine girilmeden önce AK Parti ile yapılacak ittifakın "örtülü şartının" (Rusya ve Çin ile ortaklık) olduğunu vurgulamasına. Avrasyacıların ve ulusalcıların geleneksel dış politika girişimleri söylem düzeyinde kalmanın ötesine geçmez. Türkiye’nin askeri yapısı ve siyasi sağ popülist tüm partilerive CHP dahil NATO’cudur. Avrasyacı ve ulusalcılar bile ABD’nin işini kolaylaştırmak için dış politikada Kafkasya, Asya, Ortadoğu üzerinde ideolojik şarlatanlıkla kendilerine alan açmaya çalışırlar. Bu bakış ulusal düzeyde ideolojik ve politik konsolide olmak ‘milliyetçiliklerini’ pekiştirmek içindir. Ne Rusya’yı, ne’de ABD’yi karşılarına alamazlar. ‘Büyük Türk Dünyası’ bir hayaldir. Zaten o devletler de bu apsurt fikre uzaktırlar. Azerbaycan ve diğer Avrasya ülkeleriyle Türkiye ilişkilerine ABD’nin itiraz etmemesi aslında Kafkasya ve Avrasya’da Rusya’nın hegemonyasını sarstığı sürece göz yumulmaktadır. Herkes de bunun farkında. Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın almasıyla neler yaşandığını biraz düşünülürse ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Öyle nükleer santral kurmakla stratejik ortaklık kurulmaz.
İRAN’I DA İÇİNE ALACAK BÖLGESEL TİCARİ VE GÜVENLİK İŞBİRLİĞİ KAPIDA
Bölgede şuan ‘ateşkes’ var ve daha uzun bir süre bu durum sürecek gibi. ABD, İran karşı açtığı savaşta NATO’dan istediği desteği alamadı. Keza Avrupa devletleri için de bu geçerli. Destek alamadığı gibi Almanya, İngiltere, Fransa ve İspanya ABD karşısında bağımsız ayrı bir askeri güç olarak konumlanmanın aciliyetini tartışır oldular. Bu savaşta NATO’nun sahibinin ABD olmadığı ortaya çıktı. NATO’nun kurucusu olmak, en güçlü askeri organizasyona sahip olmak NATO’ya istediğini yaptırmak anlamına gelmiyor.
ABD, Ortadoğu ve Körfez’de NATO veya dışı ülkeleri de işbirliğine çekecek yollara, arayışlara girişecektir. Trump’ın ısrarla savaşı dünya kamuoyuna taşıması ve nobran dille dalaşması ve kışkırtmaları da buna dönük.
İran, bu anlamda her ne kadar savaştığı düşman güç olsa da ABD’nin işbirliği yapacağı bir ülke olabilir. Savaş uzlaşmayla sonuçlanacaktır. İran, işgale uğramayacaktır. Bu zaferse zafer kutlayabilir Mollalar. Ama Hürmüz, Mollalara kalmayacak ve bu anlamda da zafer ABD’nin hanesine yazılacak. Mollalar, iktidarda kalıp kalamayacağı ABD için pek de önemli görünmüyor ve buna dün olduğu gibi bugün de İran halkı karar verecektir. ABD, bu nokta da ikna olmuş gözüküyor. Mollalar, ABD’nin istediğini verirlerse birlikte çalışabilirler. Bu çok açık.
Ateşkes görüşmelerinin yürütüldüğü Pakistan’da ABD’nin bölgede birlikte çalışabileceği bir ülke konumunda. ABD, Güvenlik Stratejisinde düşman ilan ettiği ÇİN ile de bir işbirliğine girebilir. Bu işbirlikleri stratejik ve askeri olmasa da ticari ve bölgesel işbölümünü içerecektir. ABD, bütün bunları görerek ateşkesi uzatıyor ve bölgeyi, bölgedeki güçlerle yeniden dizayn etmeye çalışıyor.
ABD, İRAN’A BİR DAHA SALDRIMASINA İHTİMAL VERMİYORUM
ABD, İran’ın elini kolunu bağladı. Avcı tabiriyle İran’na ‘Kurt Kapanı’ kurdu. Hürmüz üzerinden kendine avantaj sağladığını sanan İran’ı Hürmüz’e hapsetti. ABD, Hürmüz’e dönük uygulamaya koyduğu ‘abluka’ dâhice bir askeri stratejiydi. İran, Hürmüz’ü kapatarak dünyanın ümüğünü sıktığını düşünmüştü, ama Trump, Hürmüz’e koyduğu ablukayla Mollaların ümüğüne ot tıkamış oldu. Persler satranç oyununda ustadırlar ama bu ‘oyunda’ mat edildiklerini söyleyebiliriz. Mollalar, ABD’nin istediği şekilde masaya döneceklerdir.
Bundan sonra bölgedeki gelişmeler, ABD’nin kontrolünde ‘ateşkes süreci’ ile birlikte ve çeşitli pazarlıklarla sürdürüleceğine benziyor. Kâh masa kurulur, kâh masa devrilir ama ateşkes diplomatik araçlarla, aracılarla pazarlık sürer. ABD, bu anlamda bölge üzerinde etkisi olan her devletle işbirliğine girecektir. Bölgede küresel yeni bir ticari ve güvenlik örgütlenmesi gündeme gelebilir. Hürmüz Boğazı artık tek bir devletin kontrolüne bırakılamayacaktır. Sanırım çokuluslu bir güç oluşturulup denetim ve güvenlik sağlanacaktır. ABD, bölgenin petrolünü dünyaya pazarlamak, dolar merkezli ticareti sürdürmek, askeri üstlerini genişletmek ve İsrail’in güvenliği sağlamak için diplomasi aracılığıyla güçlü bir pazarlık sürecini yürütecektir. ABD’nin bölgeden istediği bu, savaşın da nedeni. Bütün bunlar İsrail için de geçerli.
ABD, İran üzerinden yeni denklemler, yeni işbirlikleri kurarak Ortadoğu ve Körfezi yeniden şekillendirecek gibi gözüküyor. Ancak bu kalıcı değil geçici olacaktır. Ortadoğu ve Körfez, dünya enerji yatağının büyük bir bölümünü elinde bulundurduğu için küresel güçlerin rekabeti son bulmayacaktır. Bugünün barışı yarının yeni savaşlarına gebedir.