Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
TÜRKİYE DEĞİŞİMİN KIYISINDA YA PARTİLER
Yüzyılı aşkın bir cumhuriyet ve dönem dönem kesintiye uğrasa da demokrasi rejimiyle yaşıyoruz. Herkesin memnun olduğunu söylemek oldukça güç. Daha önceki yazılarımda demokrasimizin sicili bozuk olduğunu ifade etmeye çalışmıştım. Bugün biraz daha ileri giderek, cumhuriyet ve demokrasinin enfekte olmuş bir hastadan farksız olduğunu söylemekten çekinmeyeceğim. Apansız bir hastalık değil, tedavisi belli olan yalnızca bu tedaviye izin verildiğinde kurtarılabilecek bir hasta.
Burada hasta olan devlet, bürokrasi ve partiler, halk değil!
Öncelikle Türkiye’nin klasik ulus-devlet paradigması son 30 yıllık yaşanan politik süreçlerle belli ölçüde olumlu yönde aşındığını söylemek mümkün. Kuruluş ideoloji olarak nitelenen ‘Kemalist’ doktrin bugün yeniden inşa edilmesi çok zor. Bunu isteyenler olabilir, ancak ‘Halka rağmen halk için’ bunu gerçekleştirme niyetinde olanlar olabilir ama cesaret edemezler. Daha önce bu jakobenist pratikler denendi ve bedelini halen ödemekteyiz. Bugünkü politik açmazların ana kaynağı da bu katı anlayışın sonucu olarak yaşanmakta. Küreselleşmenin basıncı, inanç ve etnik kimlik mücadelesinin yarattığı durum, bu paradigmanın artık toplumda karşılık bulmasının olanaksız olduğunu gösteriyor. Devlet, bürokrasi, merkezi iktidar ve ana muhalefet partisi bu sancıyı iliklerine kadar yaşıyor. Türkiye’nin yaşadığı yapısal krizin kaynağı da bu.
CHP’NİN YENİ SÜRECE NE KADAR HAZIR
Önce ‘Kemalist’ devlet ideolojisini parti ideolojisi olarak kabul eden ve ısrarla savunan CHP’ye değinmek isterim. CHP, 28 Şubat postmodern darbesi sonrasına kadar politik mücadelesini bürokrasi içinde yürütüyordu.(1970’lerin ortaları, Bülent Ecevit liderliğini bir kenara koyarak) Sistemin yarattığı her marazi durumda ya Anayasa Mahkemesi ya da Genel Kurmayın koridorlarını aşındırarak politik mücadelesini yapar durumdaydı.
Kılıçdaroğlu ile birlikte mücadele halka ve sokağa döndü. Özgür Özel’de bu gelenek üzerinden bayrağı teslim almışa benziyor. Bu bile sevindirici bir durum. Çünkü halkla buluşmak, temas kurmak bu anlamda değişim dinamiklerinin görünür kılar.
CHP’nin önünde tastamam bu yeni durumun var, yani değişimin eşiğinde bekleyen toplumsal dinamiklerin kavranıp kavranamaması söz konusu. Eğer kavranırsa CHP, Türkiye’nin değişim sürecine katkısıyla anılır, tersi durum olursa katı milliyetçi bir parti olarak değişim sürecine engel teşkil edecektir. CHP, bu yeni sürece ideolojik açıdan henüz hazır değil ama pratik sürecin dayatmasıyla belli adımlar atabileceğini düşünmekteyim. Yeni paradigmanın kuşkusuz öznesi olmayacak CHP, ama önünü de kapamayacaktır.
CHP’nin ‘Başa örtüsüne’ karşı gösterilen yumuşama seçmen kesimi üzerinde önemli bir saygınlık kazandırdığını söylemek mümkün. Kürt seçmeni ile temas parti düzeyinde sağlanmaya çalışılmıştır. Belli noktalarda da bunun olumlu sonuçları alındı. 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerde yapılan ‘Kent Uzlaşısı’ buna örnek gösterilebilir. Bu dönemde Kılıçdaoğlu’nun ‘Helalleşme’ kampanyasını anımsamak gerekir.
Öcalan ile birlikte başlayan yeni barış sürecinde Meclis Komisyonuna verilen üyeler CHP’nin Kürt sorununa bakışında geleneksel tutumunu aşmaya çalıştığı görünür. Bütün bunlar az önce söz ettiğimiz ‘Kemalist’ paradigmanın pratik düzlemde sorgulandığını kanıtlar. CHP, toplumsal değişimi ve dinamikleri henüz ideolojik temelde algılamıyor, daha çok pratik düzeyde pragmatist bir duyarlılıkla yüzleştiği söylenebilir. Sanırım uzun yıllar halktan kopukluğu ve muhalefette kalmanın sonucu olsa gerek.
YENİ PARADİGMANIN ÖZNESİ OLAN AKP YENİ SÜRECİ TAŞIYABİLECEK Mİ
2002 seçimiyle iktidara gelen AKP, sivil bir partiydi ve o günün değişim ihtiyaçlarını da yakalamıştı. Türkiye’nin yapısal dönüşümünde önemli adımlar atmıştı. Barış sürecinin önünü açan ilk parti olma payesi ona nasip olmuştu. Uzun yıllar iktidarda kalma hasbiyle ve devlet içi çatışmalar sonucu sert bir iktidar yönelimi içinde oldu. Yeni hükümet sistemin getirdiği konforla iktidarını pekiştirirken toplumsal meşruluğu tartışılır duruma geldi. Değişimin öznesi olarak politik alanda yer alan AKP, bugün sürecin taşıyıcısından öte ayak sürçer durumda.
Yeni sürecin paradigmasını ideolojik temelde yalnız CHP değil AKP’de algılamıyor. AKP’nin, CHP’ye bakışı ve barış sürecine konjonktürel yaklaşımı bize bunu anlatıyor. Barış sürecini politik ikbalin bir parçası olarak görüyor. Bu pragmatist yaklaşım AKP’nin geleneksel politik referanslarından kaynaklanır. Henüz yeni paradigmanın dinamiklerini kuramsal çerçevede ve evrensel demokratik değerler çerçevesinde algılamıyor. İktidar perspektifi şimdilik yeterli görülmekte. Dolaysıyla bu yeni paradigmanın teorik çerçevesine hazır olmayan bir AKP var. MHP için ayrı bir parantez açmaya gerek yok. Son bir yıldır demokrasinin ve tıkanan temsil krizinin önü bizzat MHP tarafından açıldığı görülmelidir. MHP, bunu demokratik değerlerden ziyade sarsılan devletin meşruluğunu yeniden inşa etme kaygısıyla harekete geçtiğini söylemek mümkün.
YENİ DÖNEMİN KALICILIĞI YENİ BİR ANAYASAYLA MÜMKÜN
AMA ÖNCE PRATİK VE ACİL ADIMLAR GEREKİR
Şimdiden yaşanan yapısal krizin aşılması yönünde anayasal tartışmalara öncelik verilmesi ve bunu meclisten beklemek saflık olur. Bir örnek verirsem ki, Türkiye’nin temel mutlak süreçte aşması gerekli olan paradigmasıdır, bu da anayasanın ideolojik ulus-devlet tanımıdır. Anayasanın başlangıç bölümünde ulus-devlet tanımındaki etnik vurgu bugünkü toplumsal değişim dinamiklerini kucaklamakta yetersiz kaldığı açık. Çünkü herkesi bir etnik kimliğe hapseder veya varsayar. Anayasada bulunan vatandaşlık tanımı da bu zeminde şekillendiği söylenebilir. Mecliste bulunan DEM hariç bütün partiler, Anayasanın ilk dört maddesinin tartışmaya kapalı olması da bundan kaynaklanmakta.
Partilerin bu katı tutumu, gerek dış etkenler gerek iç gelişmeler sayesinde pratik pek çok uygulamalarla sarsıldığına zaman zaman tanık olduk. Türkiye hükümetlerinin Avrupa Konseyinin ve Birleşmiş Milletlerin temel hak ve hürriyetleriyle ilgili yaptığı sözleşmeler buna dâhildir. Bu sözleşmelerde ayrımcılık yapmama ilkesi kabul edildi. Bu noktada da bazı adımlar atıldı. 1701 sayılı kanunla insan hakları ve eşitlik durumunun 3. Maddesinde ayrımcılığın temel nedenleri sayılırken ilk defa etnik köken ibaresi yer almıştır. Kürtçe seçmeli ders olsa da öğretilmeye başlandı. Ayrıca Kürtçe televizyon yayını var. Alevi ve Cemevi ilk defa hukuk mevzuatına dâhil oldu. 2013 barış ve müzakere sürecinin hemen ardından bu gelişmelere tanık olmuştuk. Yani pratik mücadele bu kazanımları beraberinde getirmişti.
Yeni dönemi Anayasa çerçevesinde başlatmak Türkiye pratiğine uygun değildir. Eşit yurttaşlık ilkesi temelinde Anayasa tartışması yapmak için ideolojik bir berraklık gerekir. Çünkü çoğulculuk ilkesine bağlı olarak farklı kültürlerin, farklı inanç guruplarının bireylerin ve toplulukların olduğu gibi kabul edilmesi, hak ve hürriyetlerini anayasal ve yasal güvence sağlanması ancak yeni bir ulus-devlet paradigmasıyla mümkündür. Türkiye’nin devlet bürokrasisi, merkez partileri buna henüz hazır değiller. Dolaysıyla yeni Anayasa tartışması yapmadan bazı demokratik ilkeler hayata geçirebilir. 2013 sürecinde yaşananlar gibi. Zaten bunun için meclis ve yeni kurulan barış masası uygun zemin yaratmış gözüküyor.
Kısaca Anayasa konuşmadan bazı mevzuat değişiklikleri ve pratik adımlar atılabilir. Bunun için merkez partiler yeni barış sürecini fırsat bilip gerekli mevzuat ve yasal düzenlemeler yapabilir. Bu yeni yasal adımların kazanımları belirginleştirdikçe, pratik uygulamalarla teorik ve arkaik referanslar arasındaki çelişki iyice belirginleşecektir. Dolaysıyla yeni paradigmanın ideolojik referansları ve ihtiyaçları tartışılır olacak. Anayasa tartışması da burada kendine alan bulacaktır. Tartışılması bile yasak olan Anayasa maddeleri tartışılır hale gelecektir. Yeni dönemin ve pradigmanın taçlandırılması da Anayasal değişikliğiyle güvence altına alınacaktır. Yeni Anayasa yeni dönemin vesikası olacaktır.
Bütün bu söylenenler politik gelişmelerin sonucuyla sağlanacaktır. Bize düşen tartışılır bir politik zeminin yaratılmasıdır. İktidar, muhalefet tartışma ortamını sağlamalıdır. Silahlar sustuğuna göre konuşmaktan başka da çaremiz kalmadı.