Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

DEMOKRASİ VE BARIŞ OYALANMAYA GELMEZ

Benim kuşağım başta olmak üzere geçmiş onlarca kuşak ömrünü ‘demokrasi ve barış’ mücadelesi ve beklentisiyle hayatlarını tüketti. Bireysel açıdan pek çok şeyden vazgeçerek bu mücadelenin ihtiyaçları ekseninde yaşamaya çalıştı. Bu fedakâr kuşaklar bireysel tek bir çıkara tenezzül etmedi. Bütün bunlar herkesin daha iyi yaşam şartlarına kavuşması ve özgür bir hayatı hak ettikleri içindi.

‘Demokrasi, barış ve daha iyi yaşam’ temel insan haklarını oluşturur. İnsanın insana saygısı, hayatın merkezinde yalnız insan olduğu bir dünya istendi. Oysa her geçen gün tam zıt gelişmeler yaşandı. Yoksulluk her yıl daha da derinleşti. Özgürlükler defalarca kısıtlandı ve bugün olduğu gibi çok görülmeye başlandı.

DEMOKRASİ SİCİLİMİZE KISA BİR BAKIŞ

Demokrasinin sürekli kesintiye uğratılması olağan karşılandı, barış sürekli ertelendi. ‘Demokrasi ve barış’ talep edenler ya düşman, ya da ‘terörist’ muamelesi gördü. Binlerce insanımız uzun süre cezaevlerinde çürüdü. İdamlar, yargısız infazlar yaşandı. Başbakanlar, bürokratlar asıldı. Takrir-i sükûn kanunu, İstiklal Mahkemeleri, Maraş ve Sivas katliamları hala toplumun hafızasında. İnsanların giyimine kuşamına, kültürüne, diline karışıldı ve yasaklar dayatıldı.

Kürt isyanları ardı ardına kanla bastırıldı ve elli bine yakın Dersim halkı öldürüldü. Gayrimüslim azınlıkları hedef alan varlık vergisi ve Aşkale çalışma kampı unutulmadı. Türk demokrasisinin sicili cumhuriyetin ilk yıllarından beri bozuk.

Bütün bunların farkında olan, zaman zaman halkından özür dileyen politikacılar, başbakanlar hatta cumhurbaşkanları çıktı ama halen sanki hiç ders alınmamış gibi uygulamalarla karşılaşıyoruz. İktidara aday her parti ve lideri ‘özgürlük’, değişim, adalet,  reform, yeni anayasa gibi talepleri savunarak halktan onay almaya çalışır, ancak iktidara gelince hemen hepsi çark yapar.

BİZİ İZLEMEYE DEVAM EDİN DEMOKRASİ VE BARIŞ YAKINDA GELECEK

Söz verilen şeyleri neden yapamayız veya yapmayız. En küçük insan ilişkilerinde temel bir duygudur GÜVEN! O eksik olursa hiçbir ilişki ayakta kalamaz, yıkılır gider. Nitekim de topluma sözler verip, umut dağıtanlar maskeleri düştüğünde yapılan ilk seçimle palas pandıras gönderildiklerine defalarca tanık olduk.

Bugün de aynı durumla karşı karşıyayız. Birileri sürekli ‘demokrasi, barış ve umut’ dağıtmakta. Gününü bekleyin hepsini vereceğiz, demekteler. 25 yıllık iktidarın yarattığı tabloya bakınca bu vaatler ne kadar ciddiye alınır.

İster dünya yanıyor, deyin ister kötü yönettik ne paramız ne pulumuz var, deyin ne’de yakında bölgesel güç olacağız Türkiye’ye harıl harıl para akacak, deyin artık kimseyi inandıramazsınız. Zaten inandırıcılık yitirildiğinden dolayı muhalefet her geçen gün güçleniyor. Demokrasilerde her şeyin alternatifi var. İyi ki bu kadarcık demokrasimiz var.

Buna da şükür!

İktidarın adli önlemler yani yargıyı kullanarak muhalefete dönük sistematik yıpratma ve sindirme hamleleri toplumda şüphe üretiyor. Çünkü iktidar partisinden daha güçlü muhalefet patisinin kazandığı hemen her belediye başkanları ve buna eşlik eden yöneticileri tutuklu veya gözaltına alınmış, soruşturmaya uğratılmış veya kayyum atanmış. Adil olmayan yaygın bir baskı söz konusu. İnanın kimsenin gözünden kaçmıyor.

Muhalefetin ‘ara seçim’ talebi de tastamam bu nedenlerden dolayı ciddiye alınmıyor. Meydanlar doluyor iktidar yine bildiğini okuyor, bana mısın demiyor. İktidar diyor ki; size rahatlık yok, iktidar yok, demokrasi yok. Günü gelince bütün bunları ben size vereceğim. Ama önce ben seçileyim, diyor.

Yani iktidar halktan değil muhalefetten iktidar istiyor. Cezaevleri gazeteciler ve politikacılarla dolu olması bundan. Ana muhalefet politika yapamayacak şekilde sıkıştırılmakta. Yargı yoluyla sanki darbe yapılmış bir hava var. Bütün alanlar kapatılıyormuşçasına kuşatma iyice daraltılıyor.  

CHP Kurultay Davasının sonucu bile belli gibi. Kayyum atama dayatılabilir, buna karşı da Kemal Kılıçdaroğlu partinin başına geçmesi zorunlu hale gelir. Özgür Özel ve ekibi partide kalır mı, kalmaz mı, yeni bir parti kurar mı bilinmez. Sonuç olarak CHP zayıflar, zayıflatılır. İktidarın hesabı sanırım bu. Umarım CHP, kendisine yapılan bu kuşatmanın Kürt sorunuyla doğrudan bir ilişkisi olduğunu biran önce kavrar. Kavrarsa CHP iktidar olmayı garantiler. Aksi takdirde adliye koridorlarında eriyip gider. Özgür Özel, iktidara dönüp; bize demokrasiyi çok görenler Kürt sorunu çözemez. Kürtleri oyalamayın, bize saldırınlar yarın size saldıracaktır. Gelin birlikte Kürt sorunu çözelim, yasaysa yasa, diyemiyor.

YAPTIKLARIMA DEĞİL VAATLERİME BAKIN

İktidar batıya bu denli yüklenirken Kürtlere ‘barış’ vaat ediyor. Bir yılı aşkındır ‘Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Projesi’ ile umut dağıtılıyor. Silah bırakın, biz de yasa çıkaralım deniyor. Silahlar bırakıldı, ideolojik olarak silahlara veda edildiği en üst perdeden Öcalan açıklayıp partisinden destek istedi ve aldı. PKK bunun için kongre yaptı. Meclis komisyonu ‘barış yasası’ için kamuoyuna duyuruda bulundu. Kürt tarafının yapacakların çoğu yapıldı. Sıra sizde!

Herkes acil yasa bekliyor daha sonrası için anayasal değişiklikler. Yasa çıksın ki, dağdakiler ovaya inip siyaset yapsın. Anayasa değişsin ki Kürtler ’de bu ülkenin kurucu unsuru olsun. Kürt sorunu tamamen çözülsün. Türkiye demokratikleşme yönünde ilk adımı atsın. Kürt sorunu çözülmeden bu memlekete demokrasi gelmez, gelir diyen yanılır. Bunu yalnız iktidar değil CHP’de kavramalı. Çünkü CHP’ye dönük her saldırı Kürt sonuyla doğrudan ilişkili.

Bu acil değişimleri beklerken ABD-İsrail ve İran savaşı çıktı ve süreç iyice yavaşlatıldı. Ne kadar ulusalcı, Avrasyacı, gladyocu Ergenekoncu varsa televizyon kanallarında ballandıra ballandıra Türk milliyetçiliği, ırkçılığı yapmaya başladılar. Barış dili unutuldu ırkçı bir dil geldi. Bir kepazeliktir aldı başını gidiyor. Önce Suriye’dendi şimdi de Hürmüz ablukası ve savaş. Son zamanlarda iktidar sözcülerinin açıklamalarına bakınca da una ip serer nitelikte açıklamalar yapmaktalar. Kanaldan kanala koşan sözde gazeteciler, pek çoğu istihbaratçı da iktidardan cesaret alıp hadlerini iyice aşıyorlar.

Batıya bakıyorsunuz demokrasi neredeyse askıya alınmış, Kürtlerle barış müzakeresine bakıyorsunuz yalnızca vaatler. Güven verici adımlar atılacak deniyor ama durmadan da erteleniyor.

Demokratikleşmenin barışın bir zamanı olmaz, bekleyecek zamanımız da yok, zaten yüzyıldır bekliyoruz. Başladıysa kesintisiz sürdürülmelidir. Yakında seçim var oy yitireceğim deniyorsa, asıl adım atmayarak muhalefeti zapturapt altına alarak oy kaybedilir. Öyle de oluyor. Anketler bunu gösteriyor. İktidar herkesi oyalıyor mu, körfez savaşının sonuçlarından endişe mi duyuyor gibi pek çok şey düşünmek zorunda kalıyoruz.

Türkiye’de bir yandan ‘barış’ için adımlar atılsa, diğer yandan cezvelerinde haksız yere tutuklu olanlar serbest bırakılsa ortalık bayram yerine döner. İktidar da bundan payını alır. Seçimlere güçlü girerdi. Ama bunun yolunu açan bir iktidar yok daha çok toplumu oyalama çabası var. İktidar bir şeyden çekiniyor. Kaybetmekten!

Seçimi kaybederse sanki dünyanın sonu gelecekmiş gibi davranıyor. Eğer insanları ötekileştirseniz, düşmanca siyaset yaparsanız kaybetmekten de korkarsınız. Kaybettiğinizde başınıza ne geleceğinden emin değilsiniz.

Ben iktidarın batıya ve Kürtlere dönük bugünkü sert ve oyalayıcı yaklaşımını seçim dönemine kadar sürdüreceğini düşmekteyim. Seçime bir yıl kalımı batıya ve Kürtlere daha yumuşak ve güven verici hatta sonuç alıcı politikaları hayata geçirecektir. Çünkü günah çok, iktidarın pekiştirilmesi için seçim sürecinde ne gerekiyorsa yapacaklar. Ve nelerin yapılması gerektiğini inanın bizden daha iyi biliyorlar.

Ne olursa olsun yeter ki iktidarda kalım, mantığı.

Ama evdeki hesap çarşıya uyar mı günü gelince hepimiz buna tanık olacağız.

 

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE