Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
KORKU İMPARATORLUĞU İNŞA EDENLER ÖRDÜKLERİ DUVARIN ALTINDA KALIYOR.
Bazı kritik seçimler küresel ölçekte sonuçlar üretebilir. Bu tip seçimler çoğunlukla küresel krizin sonucunda yaşanır. Barack Obama’da böyle bir dönemde yapılan seçimle birlikte başkan seçildi. 2009-2017 yılları arasında Afroamerikalı başkanı olarak ilk sağlık reformunu yaptı ardından Irak'tan asker çekti, İran ile nükleer anlaşmayı imzaladı ve Ortadoğu’da ‘yumuşak güç politikası’ izledi. 2011 tarihi itibarıyla Irak'tan ABD askerlerini çekti ve savaş resmen sona erdi.
Obama 2008 küresel kriz üzerine seçilmişti, aynı dönemde bizde AKP barış süreci için adım atmıştı. Amerika’daki başkanlık seçiminin sonuçları bir biçimde, dolaylıda olsa yansımıştı.
Birkaç gün önce Macaristan’da ‘otoriter ve popülist’ bir başkan seçimle devrildi. Aldığı yenilgi ve meclis aritmetiği dikkate alındığında sonuç bir hezimetti. 16 yıllık Viktor Orban dönemi, Peter Magyar'ın tarihi zaferiyle sona erdi. Orban’a çık destek başta Trump, Putin ve Netanyahu’dan gelmişti. Her biri ‘orotiter’ kimliğe ve politikaya sahip kişiliklerdi.
Önümüzdeki Ekim’de İsrail seçimleri yapılacak ve Netanyahu şimdiden tedirgin. ABD'de ara seçimler 3 Kasım'da olacak ve Trump aynı şekilde Netanyahu gibi tedirgin. Son iki yılda Netanyahu ve Trump’ın Gazze, Ortadoğu, Körfez ve İran üzerinden yaptıklarına bakılınca seçimlerde geleceklerinin pek parlak olmadığı söylenebilir. Yalnız kendi iç kamuoyunda değil bütün dünyada saygınlıkları yerle yeknesak olmuş durumdalar.
TÜRK TİP OTERİTERLEŞME VE VAAT ETTİĞİ DEMOKRASİ
Türkiye gün geçtikçe otoriterleşen bir demokrasi anlayışını ikame etmekte. Demokrasi meclis çalışması ve belli aralıklarla yapılan seçime indirgenmiş durumda. Hal böyle olunca seçimler, seçim öncesi yakın tarih çok ama çok önemli süreçler olarak yaşanıyor.
Türkiye’de seçimler yasal koşullarda 2018 Mayıs’ında yapılacağı söyleniyor. Erdoğan, sanırım Orban’ın yenilgisi üzerinden seçim endişesini bugünden yaşamaya başlamıştır. Çünkü Erdoğan ilk iktidar kaygısını 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde, 1977'den bu yana tam 47 yıl sonra ilk kez bir seçimi birinci parti olarak tamamlayan CHP yaşattı.
Erdoğan’ın en güçlü rakibi Ekrem İmamoğlu ve halen tutuklu yargılanan bir aday. Seçime kadar çıkıp çıkması pek de önemli değil. Ekrem İmamoğlu seçimlere giremezse de onun işaret edeceği adayı destekleyeceği aşikâr.
Seçim erken veya zamanında yapılsın Türkiye’de iktidar değişim kaçınılmaz. Gerek hayat pahalılığı, yoksulluk, adalet gibi temel meseleler olsun, gerek AKP ve Erdoğan’ın metal yorgunluğu, gerek dünyanın kaderini belirleyecek sıradaki seçim sonuçları Erdoğan iktidarını kökten sarsacağı beklenmeli. Önümüzdeki seçim Erdoğan ve şürekâsı çok ama çok zorlanacak.
AKP veya iktidar bloğunun toplum nezdinde yarattığı yorgunluk uzun bir süreye dayanıyor. Dolaysıyla toplumsal hafıza bu sürecin adım adım izleyicisi ve mağduru oldu. 2015 yılına kadar demokratik ortam nispeten bugünden çok daha olumluydu.
2017 yılında FETO darbesiyle demokratik ortam kesildiği yetmezmiş gibi yeni Türk tipi ‘Başkanlık Sistemiyle’ baskı kurumsal temelde inşa edildi. Muhalefetin ‘Tek Adam Rejimi’ olarak tanımladığı sistem; meclisin yasama gücünü zayıflattığı, yargının politikleştirilerek muhalif kesimlerin üzerinde keyfi bir baskı oluşturduğu eleştirisi o günden bugüne gündemden hiç düşmedi. Pek çok aydın, siyasetçi yıllardır cezaevinde tutulmakta.
İktidar bir blok halinde davranmakta. ‘Cumhur İttifakı’, her ne kadar FETO darbesinin hemen ardından bir savunma refleksi sonucu oluşsa da zaman içinde bu blok kurumsallaştırıldı ve kendine karşı her toplumsal muhalefete kuşkuyla baktı. Bir tür ‘otoriterleşme’ merkezi iktidarın yönetimsel alışkanlığı olarak tecelli etti. Bu ‘otoriterlik’ ideolojik bir gelenekten ziyade son on yıllık devlet içindeki kutuplaşmanın bir sonucu veya savrulması olarak okunmalı.
İdeolojik tutumdan kaynaklanan bir ‘otoriterlik’ olsaydı Kürt sorununa iktidar blokunun ‘barışa’ dönük adımlarının yerine çok daha baskıcı bir durumla karşı karşıya kalırdık. Her ne kadar baskıcı görünse de iktidar bloku örgütlü bir mücadelenin karşısında geri adım atma ihtimali taşıdığı söylenebilir.
POPULİZM Mİ OTERİTERLİK Mİ
Evet, seçim hattına girmiş sayılırız. Erdoğan’ın önünde çok kısa bir zaman kaldı. Erdoğan, 25 yıllık politik pratiğe bakınca demokrasi açısından inişli çıkışlı dönemler yaşadığı söylenebilir. Son on yıl popülizme değil otoriterliğe oynadı. Seçime kadar Erdoğan, popülizm ve otoriterlik arasında bir tercih yapmak zorunda kalacak. Siyasi geleceğini de bu tercih belirleyecektir.
Erdoğan, popülist liberal söylemlerle iktidara geldi. Az önce belirttiğimiz nedenlerden dolayı zamanla otoriterleşti, ama popülist kimliğini atmış değil. Seçime kısa bir zaman var. Erdoğan’ın elinde iki koz var. Birincisi ekonomik açıdan toplumu rahatlatacak popülist adımlar atması, diğeri de Kürt sorununa dönük yapacakları. Erdoğan’ın ilk siyasi başarısında popülist yönü belirleyici oldu. Popülist bir lider olduğundan bu iki adıma atmaktan çekinmeyecektir. Buna eğer koşullar izin verirse.
Demokratikleşme konusundaysa bugünden adım atmasına ihtimal vermiyorum. Erdoğan’ın iktidar sürecinde edindiği otoriter kimlik buna izin vermeyecektir. Otoriterlik Erdoğan’ın elinden bırakmadığı bir diğer özellik. Bu özellik uzun iktidar sürecinin yarattığı bir olgu.
Erdoğan, demokratikleşme yönünde adım ancak seçime ramak kala atar. Bugünden demokratikleşme konusunda adım atması oldukça zor. Zaten ‘barış’ sürecinin zamana yayması da tastamam bundan kaynaklanır. Muhalefetin şimdiden güçlenmesini istemiyor. Demokratik her adım Erdoğan’ın politik alanını daraltacaktır. Muhalefeti güçlendirirse seçimi kaybedeceğinden emin.
ORBAN DEVRİLDİYSE HERKES DEVRİLİR
Önümüzdeki seçim AKP ve CHP kafa kafaya yarışacağı ve yeni dönem meclis aritmetiğinin çok belirleyici olacağından kuşku duymuyorum. Küçük partiler MHP, DEM gibi partiler gelecek seçimin ve meclisin en güçlü yapı taşları olarak daha da görünür ve etkin olacaklardır.
Erdoğan’ın seçimleri yaptırmama ya da bir gerekçe üretip iktidarı yitirse devretmeyeceği gibi yaygın komplovari görüşlerin pek de karşılığı yok. Bu tür düşünceler korku imparatorluğunun yarattığı iklimin bir sonucu. Otoriterleşen popülist partiler bütün dünyada aynı süreçleri yaşarlar. Korku imparatorluğu yaratan bütün liderler ördükleri duvarın altında kaldılar. Nasıl Orban uzun süreli iktidarını seçim yenilgisiyle devretti, Erdoğan’da devredecektir.
Türkiye’de muhalefet, iktidar tarafından yapılan tüm antidemokratik baskıya rağmen gücünü koruyor. Bundan sonra muhalefete gerekli olan yoksulluğa, haksızlığa karşı toplumsal öfkeyi örgütlemek ve en önemlisi iktidarın Kürt siyasetine dönük ‘barış’ sürecini daha ileriye taşıyacağına olan güveni sağlama. Bu iki temel konu muhalefet sahiplenirse, önümüzdeki seçimde iktidarın değişmeme ihtimali yok. Kimsenin bundan kuşkusuz olmasın. Yarın seçim kazanılacak, iktidar değişecek gözüyle mücadele kararlılıkla yürütülmeli. Muhalefet neyle karşılaşırsa karşılaşsın yılmadan seçimlere hazırlanmayı sürdürmeli.
Adliye koridorları, sokaklar ve meclis seçime dönük mücadele verilecek alanlar.