Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
ÇATIŞMA BİTTİ BARIŞ KAPIDA HERKESE ŞİMDİDEN GEÇMİŞ OLSUN
ABD/İSRAİL-İran savaşı bir ayın ardından ‘ateşkes’ sağlanmış gibi. Gibi, diyoruz çünkü her an çatışmaya dönülebilir, ama çatışma bitmiş de diyebiliriz. İki olasılık var ben ikinci olasılığın bütün şartlarının yerine geldiğini düşünüyorum, dolaysıyla çatışmanın yani savaşın bittiğini dillendirebilirim.
‘Ateşkes görüşmesinin’ üzerinden mutabakata varılmış ne bir ortak metin var, ne’de karşılıklı sözler. Bir diplomasi çarkı döndü ve herkes eli silahında kendi mevziisine çekildi. ‘Ateşkes’ diplomasi masasında değil savaş alanında yapıldı. Yani savaşmayacaklarını bir şekilde belirtmiş oldular. Savaşın gerekçeleri öyle elle tutulur değildi. Molla rejimi dış müdahaleyle değişmeyeceği baştan belliydi. Uranyum zenginleştirilmesi de nükleer bomba yapmayı sağlamamıştı. Taraflar artık savaşarak savaşın anlamsızlığını kavramış durumdalar. Bunu iki tarafta henüz duyuramıyor ama savaş bitti diyebiliriz.
Nedenini yazının içinde göstermeye çalışacağım.
Bu arda İsrail, Lübnan işgalini hızla sürdürürken ‘İsrail-Hizbullah ateşkesin’ şartı olarak İran tarafından gündemde tutulmakta. Amerika’da yapılacak görüşme bir sonuç vereceğinden henüz kimse emin olamıyor. Orası başka nedensellik bağlamında görülmeli. Büyük ihtimal savaşın dışında bırakılacak. Şu ana kadar da dışında kaldı. Belki anlaşma sağlanır, Hizbullah silah bırakıp siyasi bir parti olarak Lübnan içinde kalır. Büyük ihtimalle de böyle bir sonuç çıkacak. Silahlı mücadeleyle bir yere kadar gelebilirsiniz, ötesi yok.
STRATEJİK HAMLELER SAVAŞI BİTMESİNİ HIZLANDIRIYOR
Tarafların karşılıklı maksimalist talepleri hiçbiri ‘ateşkesin’ koşulu olarak kabul edilmedi. Tuhaf olan anlaşma yok ama silahlar susmuş. Ancak silahsız yeni stratejiler devreye sokulmuş durumda. Çok açık ki stratejik hamleler savaşın bitmesini hızlandırdı.
Basra Körfezi üzerinden geliştirilen ikinci stratejik hamle ABD’den geldi. Hürmüz Boğazı’nı kapatan İran müdahalesine karşı, ABD boğazı dışardan ablukaya almış durumda. Yalnız körfez ülkeleriyle ticaret yapan gemilere izin verileceği, İran limanlarına giden gemilerin engelleneceği Trump tarafından ilan edildi.
Bugün ablukanın ilk günü ABD, Çin gemisinin Hürmüz’e girmesine izin verdi. Yani ABD, Hürmüz’ün deniz ticaretine açılması taraftarı. Abluka konusunda da İran kadar katı değil.
İran’ın Hürmüz kartına karşılık, ABD tarafından ‘abluka’ iyi düşünülmüş bir misilleme hamlesi olduğu söylenebilir. Müthiş bir hamle. ABD’nin bu hamlesi ‘ateşkesi’ bozacak bir neden değil. Savaş hukuku açısında ‘ateşkes’ sürecinde yapılan doğal bir tutum. Savaş hukukuna uygun. ‘Ateşkesi’ de bozamaz, ‘ateşkesi’ bozan taraf yalnız ABD’yi değil tüm dünyayı karşısına alır. Oluşan savaş politiği bu yönde. Uluslararası savaş hukuku bize bunu söylüyor.
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK
ABD ve İsrail’in hangi gerekçe olursa olsun İran’a dönük savaş ilanı uluslararası meşruluğu yoktu. İran, saldırıya karşı kendini savundu. Körfez ülkelerine dönük füze atışları her ne kadar ABD üstleri hedef alındığı söylense de sivil alt yapılarda vuruldu. Körfez ülkeleri bu noktada haklı olarak itirazlarını duyurdular. İran bu anlamda küresel ölçekte pek de hoş görülmedi.
İran’ın elinde bulundurduğu füzeler belli yere kadar direnişini sağlasa da en önemli kartı Hürmüz Boğazı’ydı ve onu kapatarak büyük bir avantaj sağladı. Savaşın küresel ölçekte maliyetini artırdı. Dünya ticaret zinciri gevşemiş ve tüm dünyada resesyon endişesi yaşamaya başladı. Petrol/Enerji- gıda/gübre tedarikinin aksaması petrol ve doğal gaz fiyatlarının artmasına neden oldu. Enflasyon dünyanın gündemine oturdu. Suçlu olarak da ABD ve İsrail görüldü. Dolaysıyla küresel ölçekte Trump doğal olarak destek alamadı.
ABD, bu ekonomik tablonun ortaya çıkacağını pek ummuyordu. Bu da savaşın bir sürpriziydi. Trump, bu savaşın istemediği bir şekilde uzaması karşısında NATO ve ittifak ülkelerinden yardım istemek zorunda kaldı. Ancak beklenen destek gelmedi. Trump, önce İran’ı ‘ateşkese’ zorladı ve İslamabat’ta bunu başardı. Aynı Trump, iş başa düştü misaliyle Hürmüz ablukasını gündeme getirdi ve uyguladı.
Savaş pat durumuna dönüştü. Taraflar şu an beklemede. Tabi ki bu sürdürülebilir değil. Yeni bir çatışmayı ne savaşan taraflar, ne’de dünya kaldırabilir.
Körfez ülkeleri ihracat yapmak zorunda, ABD izin veriyor ama İran buna karşı çıkıyor. Sivil ticaret gemileri İran tarafından hedef alınacağını duyurdu. Bu bir savaş suçu. İran, bu gemileri engellese dahi savaş suçu işler. Hürmüz Boğazı’ndan geçirmezse de uluslararası deniz hukukunu ilhak etmiş olur. Serbest ticareti/Seyrüsefer engellemiş olacak. Birleşmiş Milletler deniz sözleşmesine 82 yılında İran imza atmış, meclisten geçirmemişti. O yıldan beri bu sözleşme İran meclisinde askıda. İran’ın Hürmüz’ü kapaması da uluslararası her hangi bir sözleşmeye de uydun değildi. İran limanlarına girecek sivil gemilerin ABD tarafından engellenmesi savaş hukuku içinde meşru gözüküyor.
ABD, son abluka hamlesiyle sorunu küresel ölçekte ortaya bırakmış görünüyor. Bu hamle yalnız İran’a karşı düşünülmemiş aynı zaman da savaşın maliyeti konusunda sızlanan batı ülkeleri de düşünülmüş. ABD, Hürmüz sorunu üzerinden küresel bir baskı oluşturmaya çalışıyor. İran, bu hamle karşında açmazda. İran ya deniz savaşına girecek, ya da ‘ateşkes sürecini’ diplomasiyi kullanarak uzlaşmanın yolunu arayacaktır. Denizde İran savaşacak durumda değil. Füzelerde işe yaramaz. Sabit değil karşısında hareketli hedefler var, ayrıca sivil ticari gemilerde bu alan içinde, saha saldırıya uygun değil.
Çin’in açık desteği vereceği konusunda yapılan öngörüler tamamen uydurma, bir dayanağı yok. Çin, denizden İran’a destek vermesi şu an için mümkün görünmüyor. Deniz gücü buna yeterli değil. Ayrıca petrol tedarikine batıdan çok daha muhtaç. İran, abluka hamlesine karşı Babülmendep’i kapatması da pek işe yarayacak gibi değil. Hususiler ABD için pek önemsenecek durumda değiller. İran, bir delilik yapıp Körfeze saldırırsa bütün dünya karşında meşruluğunu yitirdiği gibi daha büyük bir yıkım yaşar.
Sözün kısası İran, bir biçimde haklı durumdan haksız duruma düşmesi söz konusu. ABD ablukası bunu sağladı. Sanırım İran’ın ‘ateşkes masasına’ dönmekten başka çaresi kalmamış gibi. Tanık olduğumuz karşılıklı geliştirilen askeri stratejiler, savaşın sonuna gelindiğinin habercisi. Mutlaka müzakereler olacak. Taraflar artık savaşmaz. İran yerle bir oldu. ABD, Hürmüz ablukasıyla küresel ölçekte politik üstünlüğü ele geçirdi ve İran’ın elini kolunu bağladı. Taraflar masaya dönecek ve savaşın bittiğini veya barışın sağlandığını resmi bir anlaşmayla duyuracak.
İran, bu savaşta kaybeden taraf.
Barış sağlanmasının ardından Mollalar muhalefete karşı yumuşayacaklar mı, yoksa daha da sertleşecekler mi, bunu bekleyerek göreceğiz. Mollaların iktidarda kalıp kalamayacağı sorunu kendi ellerinde. Muhalefete yumuşarlarsa bir süre daha iktidarda kalabilirler. Batı’yla ve halkıyla uyumlu bir İran’ı herkes kabul edebilir. ABD ise; Ortadoğu ve Körfez’deki gücünü pekiştirerek Ortadoğu’yu şekillendirmeyi sürdürecek. Yeni bir boğazlar rejimi, Amerikan şirketlerinin İran petrolünün küresel ölçekte pazarlanması sanırım müzakere ve barış sürecinin temel maddelerinde yer alacak. Buna karşı da İran’a dönük ambargonun kaldırılması. Vekâlet güçlerine karşı verilen desteğin kesilmesi. Belki birkaç ayak sürçmesine tanık olabiliriz, ama ‘barış’ kaçınılmaz görünüyor. Umarım bu iyimserliğim boşa çıkmaz.
Herkese şimdiden geçmiş olsun…