Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

BARIŞ, DEMOKRATİKLEŞME, DEMOKRATİK CUMHURİYET İÇİN ZİHİNLER TEMİZLENMELİ

Türkiye’de siyaset bir çıkmazda. Sürekli patinaj hali hâkim. Yüzyıl önce cumhuriyet kuruldu, ama bir türlü ‘demokrasiyle’ taçlandıramadık. Bunun pek çok nedeni var. Geç modernleşmeye bağlayanlar oldukça fazla. Oysa bir şeye geç kalmak belli eksiklerin sürekli kılmaz, aksine daha çok çaba sarf edilerek bu eksikler tamamlanır.

 

‘Geç kalmak’ bir şeyin gerekçesi olmaz, olmamalı. Yüzyıl önce ‘cumhuriyet’ kuruldu ve hala ‘demokrasiden’ yoksunuz veya bilinçli yoksun bırakılmaktayız. Bugün 40 yıllık çatışmalı bir süreç bitirildi halen ‘demokrasi’ konusunda ayak sürtmekteyiz. Yeni bir başkanlık sistemi getirildi ‘demokrasi’ yine yok veya eksik. Barış süreci başlar demokrasi yok.

 

‘Demokrasi’ artık 5 yılda bir sandığa gidilip oy kullanma pratiği olarak algılanıyor. Buna biz ‘5 dakikalık demokrasi’, diyoruz. Sandığa indirilmiş bir ‘demokrasi’. Sivil Toplum Kuruluşları (STK), ‘demokrasinin’ en önemli sacayaklarından sayılır, oysa bizde ya içi iyice boşaltılmış, boşaltılmamışlar da kale alınmamakta. ‘Demokrasinin’ yönetsel araçları; yasama, yargı, yürütme ne yazık ki işlevsizleşmiş. Dolaysıyla siyasette liyakat dışlanarak nepotizm, akrabalık veya partizanlık üzerine iş bulma kurumuna döndü.

 

‘DEMOKRASİDEN’ NE ANLADIK, NE ANLIYORUZ

 

En güçlü muhalefet partisi adliye koridorlarına hapsedilmiş. Bütün belediyeleri ya mahkeme de, ya da adli gerekçelerle başkanlıkları elinden alınmış. Yasalar siyasetin baskı aracı olarak kullanıldığı kanısı toplumun çoğunluğunda yaygınlaştı. Hak, hukuk, adalet tartışılır duruma geldi. Ekonomik paylaşım eşitsiz bir şekilde doludizgin ilerlemekte. Emeklilerin, ücretli çalışanların yaşam koşullu ‘enflasyon’ gerekçesiyle her geçen gün ağırlaşmakta.

 

Bütün bu saydıklarımız ‘demokrasinin’ kurumsal ve kültürel çerçevede yerleşmemesine bağlayabiliriz. Peki, bu ‘demokrasi’ denen şeye neden bir türlü ulaşamıyoruz. Bize ne engel, o kadar kötü adamlar mıyız, yoksa kendi kendine eziyet vermekten hoşlanan mazoşistler miyiz, Allah aşkına neyiz biz…

 

Veya ‘demokrasiyi’ bilmiyor muyuz? Çok partili sisteme geçtiğimizden beri öğrenemedik mi bu kavramı. Derdimiz gerçekten de ne? Aslında ‘demokrasiyi’ de biliyoruz. İşimize gelmiyor. Çünkü kendimize göre ‘demokrasiyi’ yorumluyoruz.

 

Oysa ‘demokrasi’ evrensel bir kavram. Her şeye  ‘Türk tipi’ derseniz, ‘demokrasi’ konusunda da patinaj yapar durursunuz. Türk tip ne başkanlık sistemi, ne de demokrasi olur. Bunu artık hepimizin kavraması gerekir. Buna da ‘geç’ kaldık, olsun bugün bunu başarabiliriz, kavrayabiliriz.

 

DEMOKRASİYİ YANLIŞ KAVRAMAMIZIN NEDENLERİ

 

İlk aklıma gelen etnik, dinsel tüm referanslar kaldırılmalı. Siyasi partiler, SSK’lar bunun öncülüğünü yapmalı. Anayasadaki ‘gerici’, çağ dışı atıflar biran önce ayıklanmalı. Başka çare yok. Bunun için önce bir zihin temizliği gerekir.

 

Bir ülkede Kürt, Kürdüm demekten, Laz Lazım demekten, Çingene Çingeneyim, Ermeni Ermeniyim, Alevi Aleviyim, dinsiz dinsizim demekten çekiniyor. Herkes kendi evinde, eş-dost arasında kendi kimliğini, inancını söylüyor söylemesine de, devlet Türküm, dediğinde herkes yüzünü buruşturarak Türküm, demek zorunda kalıyor.

 

Halkı aptal yerine koymaya kimsenin hakkı yok. Anayasal vatandaşlık referans göstererek herkesi ‘Türk’ olarak tanımlamak artık yemiyor. O devir bitti. Kimse kimseyi kandıramaz. Anayasadan ‘Türklük’ kavramı mutlaka tartışılıp, çözüme bağlanmalı.

 

Bazılarımız da, devletin Türklüğüne sırtını dayayarak Türküm, diye yüksek sesle ve gururla sağa sola şarlıyor. Çok açıkça ırkçılık, ayrımcılık yaptığımızın farkında bile değiliz. Türkiye farklı etnik, din ve mezheplerden oluşan kozmopolit bir halk. Osmanlı mirasından kalan bu özellikten bile övünerek söz edenler de bu gerçeği hazmedemiyor. Eskiden Osmanlıydık, şimdi de Türkiyeliyiz o kadar. Lafı evirip çevirmeye gerek yok. Dünya ne tartışıyor, ne projeler üretiyor hala biz yüzyıl oldu cumhuriyete geçişimiz hala gevelediğimiz soruna bakın.

 

Artık bir imparatorluk değiliz, ama bir cumhuriyetiz. Modern bir cumhuriyet! Cumhuriyetle bile sorunu olmadığını söyleyen bir Öcalan var. Kürtlerle devleti barıştırmaya çalışan, Kürt sorunu çözmeye çalışan Öcalan. Bizim cumhuriyetler bir sorunumuz yok, diyebiliyor. Ama ‘demokrasiyle’ bir sorunumuz var ve yaklaşık yüzyıldır bu böyle.

 

İDEOLOJİSİZ, ETNİK KİMLİKSİZ VE DİNSİZ BİR DEVLET MÜMKÜN

 

Modern devletin yani ‘demokratik bir cumhuriyetin’ etnik, dinsel ve mezhepsel referansı olmamalı. Devlet zihniyeti bunlardan arınmalı, aynı şekilde Ankara siyaseti ve evdeki Mehmet, Fadime de bu zihniyetten arınmalı. Başka Türlü ‘demokrasi’ algımız gelişemez. Topal ördek misali bir ‘demokrasi’ algısıyla yetinecek ne zaman var, ne de fırsat.

 

Önce Ankara siyaseti etnik, mezhepsel ve dinci algıyı yıkmalı. İnsanların etnik sorunu, mezhepsel sorunu, dini sorunu olabilir. Bunlar mağduriyet konusuysa siyaset bunu gündeme getirir ve çözmeye çalışır. Çünkü bu sorunlar temel insan haklarıdır. Örneğin ‘başörtüsü’ sorunu böyle bir sorundu ve çözüldü. Artık kimse ‘başörtüsü’ kavgası vermiyor.

 

‘Kürtlerin’ de insan olmaktan kaynaklanan bir sorunu var, ‘Kürtlük’ bu çözülmeli. İnsanlar ‘Kürt’ olduğu için insan olma hakkından vazgeçemez. Geçemedi de. Eğer insanlara devlet eliyle, devlet ideolojisiyle ‘Türklüğü’ dayatırsanız bu sorunu çözemezsiniz. Devlet herkese eşit davranmalı. Devletin etnik referanslı bir kimliği olmamalı. Devletin dini kimliği de olmamalı. Başka nasıl ‘eşitlik’ ilkesi sağlanır ki…

 

Bari bu yeni yüzyılda zihniyetimizi değiştirelim. Devleti ideolojilerden, dinden, etnik kimliğinden arındıralım. Bakın koca Ortadoğu’ya bize benzer sorunlarla boğuşuyor. Onlar birbirlerini öldürerek yapıyor, biz henüz birbirimizi öldürecek denli nefret etmiyoruz şimdilik. Ama böyle giderse etmeyeceğimizin bir garantisi yok. İktidar ve muhalefet bu çarpık algı ve zihinden temizlenmeli. Ankara ilk bu işi üstlenmeli. Özgür düşünebilirseniz özgür olursunuz. Özgürlüğü düşünemezseniz hiçbir zaman özgür olamazsınız.

 

Dolaysıyla hızla zihinlerimizi temizleyip yola koyulalım. ‘Türklüğün’ altından değil ‘Türkiyeliğin’ altında, ‘Müslümanlığın’ değil ‘demokratik laikliğin’ altında yeni yüzyıla merhaba diyelim. O zaman ‘demokrasiyi’ evrensel temelde algılar, kendimize göre kesip biçmeyiz. Barışa, demokratikleşmeye, demokratik cumhuriyete ancak böyle adım atılır ve ulaşılır.

 

 

 

 

 

 

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE