Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
ÖCALAN'A STATÜ: BARIŞ OMBUDSMANI
Bir yılı aşkındır 'Terörsüz Türkiye' süreci yavaşta olsa ilerliyor. Hayal bile edemediğimiz gelişmelere tanık oluyoruz. Yaklaşık yüz bin insanın ölümüne, milyarlarca doların heba olduğu çok yıkıcı kırk yıllık çatışmalı bir süreç bitirildi.
Bunda en büyük pay kuşkusuz yirmi yedi yıldır on iki metre kare bir odada uzun yıllar tecrit koşullarında tutuklu bulunan Abdullah Öcalan'a ait.
Barış süreci için defalarca Öcalan’la görüşüldü, müzakereler yapıldı. Hükümetler geldi geçti, darbeler oldu ve nihayet 2012 yılının sonuna doğru başlayan “çözüm süreci” 28 Şubat 2015'te Dolmabahçe Sarayı'ndaki Başbakanlık Ofisi'nde gerçekleşen ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ toplantısı yapıldı. Farklı denklemlerin araya girmesi ve o günün konjonktürle etkileri 2015 yazında yeniden çatışmaların başlamasına yol açmıştı.
Nihayet bugün barış süreci emin adımlarla ilerliyor.
Tüm bu süreç boyunca Öcalan sürekli barış elini uzattı.
Sonunda Kürt sorununa şiddetle karşı tutum alan MHP lideri Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2026’da yaptığı gurup toplantısında Öcalan’ın ısrarla uzattığı eli tutmuş oldu.
Ben dâhil hemen herkes şaşırmıştı. Gerçi bu karşılıklı el sıkışmayı umutla karşılanmıştım ve hala bu umudu korumaktayım.
Karşı çıkanlar, tepki verenler olsa da, süreç bizzat güvenlik bürokrasisi ve iktidarın güvencesiyle ilerleyeceği kesinleşti.
‘Elitler barışı' olarak başlasa da kısa sürede iktidar ve meclis süreci sahiplendi. Muhalefetin de içinde olduğu bir meclis komisyonu oluşturuldu ve aylarca sürecin yasal çerçevesi belirlendi. Nihayet beklenen olumlu gelişme sağlandı ve yol haritası olarak da gösterilen rapor kamuoyuna açıklandı. Yakın zamanda sürecin sağlıklı ilerlemesi ve meşruluğa kavuşması için yasal adımlar atılacak.
Ancak ABD-İsrail savaşı sürecin yavaşlamasına neden olmuş gibi. Çünkü iktidar savaşın seyrini ve alınacak tutumda pek öngörü geliştiremedi. İran Kürtlerinin, ABD’nin çağrısıyla ayaklanmaya kalkışarak bağımsızlığını ilan edeceği kaygısı gelişti.
Öcalan, Suriye'de olduğu gibi yine devreye girmiş olacak ki; beş örgütün ortak açıklaması İran içinde demokratik mücadelelerini vereceklerini deklare etmeleri oldu. Bu açıklama Türkiye’yi oldukça rahatlamış oldu.
Öcalan'ın, Türkiye Kürtlerine dönük çağrısı başından beri Suriye, Irak ve İran Kürtlerini de kapsıyordu. Öcalan'ın söylemi sahada bir kez daha karşılık bulmuş oldu. Öcalan, Kürt sonunun çözümünde silahlı mücadele devrinin kapandığını, sivil ve demokratik alanda kalınmasını önermiş, PKK'de sembolik anlamda silah bırakmıştı. PKK, ismini bile değiştirdi ve ovaya inmek için meclisten çıkacak yasayı beklemeye koyuldu.
İran savaşında İran Kürtlerinin dekorasyonu Türkiye’nin kaygılarını az da olsa hafifletti. Öcalan'ın bütün bölge için önerdiği çözüm önerisi Türkiye’nin savaş karşında bağımsız tutum almasına da katkı sağladı.
Karşılıklı güven hemen her gün yeniden inşa ediliyor. Bunu çok açık görebiliyoruz.
Şimdi de süreç için elzem olan Öcalan için bir statü tartışması başladı.
Zamanı geldi çünkü.
Öcalan zaten fikren özgürdü, ama fiziki koşullardan yoksundu. Dolaysıyla barış sürecinin Türkiye'de ve bölgede ilerlemesi için sahada olması gerekir. Türk ve Kürt aydınlarıyla, siyasi partilerle ve Kürt halkıyla doğrudan teması sağlanmalı ki süreç toplumun bütün damarlarına kadar işlesin. Bunun için örgütlenme fırsatı kendine tanınmalı. Barış süreci aynı zamanda bölgesel nitelikte olduğu düşünülürse, bölgeye de hâkim bir aktör Öcalan.
Sonuç olarak Öcalan'ın omuzlarından büyük yük var. Türk siyasi elitleri bu yükü hafifletmeliler.
Öncelik Öcalan'ın itibarı mutlaka sağlanmalı. Süreç yasalarla veya belgelerle bir yere kadar ilerler ama ete kemiğe yüz yüze görüşmelerle, karşılıklı rızalarla mümkün olduğu gözden kaçırılmamalı. İmralı'dan Ankara'ya oradan Diyarbakır ve Erbil’e kadar geniş bir sahada sureci yürütmesi için olanaklar sağlanmalı.
Önce itibar, itibar için de önce statü gerekli.
İsmine ne konursa konsun, Öcalan barış ombudsmanı olarak İmralı'dan özgürlüğe yürümeli. En azından onaya yakın resmi bir statü. Mecliste oluşturulan 'Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu' ile de bu statüyle çalışması sağlanabilir.
Öcalan, Türkiye’nin yüzyıldır taşıdığı yükü kendi omuzlarına aldı. O yükü hafifletmekte yine devlete düşüyor.